"Magazin konusunda Hıncal Uluç mu daha cahil, ben mi?" diye soran Cumhuriyet yazarı Emre Kongar, kişisel web sitesinde neden "Ama Hıncal bu: Hiçbir öykünün veya iddianın (bu iddia cehalet iddiası bile olsa) altında kalmaz!" diye yazdı?
İşte Kongar'ın Hıncal Uluç ile cehaletlerini yarıştırdığı o yazıdan çarpıcı bir bölüm:
"Geçen cumartesilerden bir öğleden sonra... Hızla Ortaköy'e, çocuklarla buluşmaya gidiyorum... Birden arkamdan bir ses: "Hoca nereye koşuyorsun?" Dönüp baktım, Hıncal Uluç.
Arkadaşlarıyla birlikte Ertekin'in kahvesinin önündeki masalardan birinde oturmuş, etrafı seyrediyor. Uzun zaman görüşmemişiz, özlemişim; acelem olmasına karşın, bir-iki dakika için masaya iliştim. Masada Ünal var, tanıyorum. Bir de güzel, ufak tefek bir genç kız daha var ama onu tanımıyorum; tabii kim olduğunu sordum. Hıncal "Yahu nasıl tanımazsın, ünlü pop şarkıcısı Betül Demir" dedi.
Tabii, kendi alanında ünlü olduğunu anladığım genç sanatçıyı tanımadığım için çok utandım ve kendimi bağışlatmak için "Kusura bakmayın ben
Sonra da bu konudaki cehaletimin yol açtığı beni utandıran başka bir olayı anlatarak kendimi savunmaya devam ettim:
Bir konferans için gittiğim Kıbrıs'ta lüks bir otelde, lobide yürürken beni tanıyan resepsiyondaki çocuklar laf attılar ve sohbete daldık. Biraz
Bundan sonrası magazin ve dizi kültürü açısından tam bir utanç vesikası benim için; kısaca özetleyeyim:
Çekimi yapılan dizi Ezel, beni kamera arkasına davet eden kişi, dizinin değerli genç yönetmeni Uluç Bayraktar'mış. Fevkalade ilginç bir
Bu arada Cansu Dere'nin, güzelliğine, zarafetine ve yeteneğine ilaveten alçakgönüllü ve kültürlü bir kişiliğe sahip olduğunu da yaşayarak öğrenmiş oldum. İşte Hıncal ve arkadaşlarına bu cehalet öykümü anlatarak Betül Demir'e kendimi affettirmeye çalıştım.
Ama Hıncal bu: Hiçbir öykünün veya iddianın (bu iddia cehalet iddiası bile olsa) altında kalmaz! (Tabii bu cümle şaka; anlattığım olaya biraz heyecan katmak için Hıncal'ı harcıyorum!) Derhal "Seninki de bir şey mi?" diyerek kendi cehalet öyküsünü anlattı:
Ünal ve Başak Sayan ile Lars von Trier'in Antichrist (Deccal) filmini izlemeye gidiyorlar. (Hıncal, bu öyküyü anlatırken, filmi "Çok sert" diye niteledi.) Salonda sadece bu üç kişi ve bir de en arka sırada tek başına genç bir kız var filmi izleyen.
Şimdi sorular şunlar:
Cansu Dere mi daha ünlü Beren Saat mi?
Hangisini tanımamak daha büyük cehalet?
Beren Saat'in kim olduğunu bilmek ama konuştuğu halde onu tanımamak mı, yoksa Cansu Dere'nin kim olduğunu bile bilmemek mi daha büyük cehalet?
Ben artık Cansu Dere'yi tanıyorum ve en büyük hayranlarından biri oldum.Hıncal'ın Beren Saat için ne düşündüğünü ise bilmiyorum! Sevgili okurlarım, bu olaylara göre, Hıncal'la aramızdaki cehalet yarışını sizce kim kazanır acaba? Ben mi daha cahilim... Hıncal mı? Yoksa ikimiz de "adam olmazlar" kategorisinde miyiz?
Kongar'ın yazısının tamamını buradan okuyabilirsiniz.