Uluç'a: Ele verir talkını, kendi yutar salkımı...
Reha Muhtar bugünkü yazısında Hıncal Uluç'u eleştirdi. Muhtar, Hıncal Uluç'a 'İrlandalı' hatırlatmasında bulundu.

Mustafa Denizli'nin gözünde "İrlandalı olmadım ben Hıncal Abi"... Hıncal Abi damardan girerek vurmaya kalkıyor; “Mustafa Denizli’yi en hassas yerinden vururcasına yapılmış bir eleştiriyi isim vermeden yazmış” diyerek beni eleştiriyor, insan etiği buna uyar mı diyor...

Sonra da benim tariflerimden!! yola çıkarak bu futbolcunun Nihat olduğunu söylüyor...

Kusura bakma Hıncal Abi, ama senin durumun tam “Ele verir talkını, kendi yutar salkımı...” durumu...

Benim söylediğim futbolcunun Nihat olduğunu nereden çıkartıyorsun?..

Durup dururken benim hiçbir ipucu vermemeye çalışan anlatımlarımdan Nihat’ı niye hedefe koyuyorsun?..

Bir şey biliyorsan söyle...

Bilmiyorsan “benim üzerimden dudak okuyarak” bir futbolcunun adını ortaya atmak, faşist Gestapo’nun kelle avcılığı yöntemlerine benziyor...

***

Madem yazında söylediğin gibi Mustafa Denizli’nin Galatasaray’ı çalıştırdığı günlerden, hücum çalıştırmadığını düşünüyorsun, o zaman hangi futbolcunun bunu söylediği üzerine kelle avına çıkmak yerine, bu konu üzerine kalem oynat Hıncal Abi...

Ahmet söylese ne fark eder, Mehmet söylese, Hasan ya da Hüseyin söylese?..

Farkeder mi?..

Bu arada sana hazır taze bilgiler vereyim...

Benim yazım çıktıktan sonra, Mustafa Denizli dostum Pazar sabahı aradı beni...

“Ne zamandır birbirimize gazeteler yoluyla haber gönderir olduk?..” dedi, ünlü kahkahasını patlattı...

“Yarın buluşalım, birikti konuşacaklarımız” dedim Pazartesi buluştuk...

Öğlen 2.5’ta buluştuk, kalktığımızda saat akşamın 6’sıydı...

O, ben ve İbrahim Seten...

Konuştuk, güldük, kaynattık saatlerce...

Ne o sordu açıktan o futbolcuyu, ne ben en ufak bir ipucu verdim o futbolcuyla ilgili...

Bir ara ona dedim ki; “Futbol yöneticiliğinde bir şey öğrendim... Birşey söylemek istediğimde gazete üzerinden söylemek etkili oluyor... kulağına fısıldadın mı kulak arkası ediliyor...”

Örnek de verdim;

Beşiktaş yönetimine girdim...

Yıldırım Demirören aynı Yıldırım Demirören...

Ama eskiden her konuda “Sen ne diyorsun Reha Abi” diye soran Demirören’in yerini ,hafif değişik bir Demirören almış...

Bir şey söylüyorum, ama daha çok dışarda söylenenlere dikkat ediyor bana biraz “Bizim Reha Abi...” muamelesi çekiyor...

Bu arada söylediklerim biraz güme gidiyor, hafif kulak arkasına atılıyor...

“En iyisi” dedim, “ben eskiden olduğu gibi dışardan yazıp söyleyeyim... daha etkili olacak...”

O gün bugündür dışardan yazıp söylüyorum, aktif yöneticilikten çok daha etkili oluyor...

Hele bir de “hiçbir yönetime girmeyeceğimi söylediğimden beri” lafın arkasında ne hesap var diye de bakmıyorlar, daha da okkalı oluyor o zaman söylenenler...

***

Mustafa Denizli’ye de dedim ki;

“Sana bu konuyu yazmayıp söylesem kulağının üstüne yatardın...

Oysa kamuoyu baskısı senin adrenalinini yükseltecekti biliyorum...

Bir kafa yoruyorsan beş kafa yoracaktın gol üzerine...”

Ne kadar çıkar bilmem, ama Mustafa Denizli’yi İbrahim de şahit istim üstünde gördüm...

Gözler çakmak çakmak...

Yine uyumamaya başlamış...

Denizli’nin uyumaması demek yine kafasında saatlerce “Ali’nin külahını Veli’ye Veli’nin külahını Ali’ye koyması” demek...

Fenerbahçe maçında gol değil goller bekliyor...

Ne olur bilmem, ama ben Mustafa Denizli’nin “tetiklenmiş” halini çok iyi gördüm...

Dosttuk, dostça öpüşerek, koklaşarak başarı dilekleri için gözlerimizle anlaşarak birbirimizden ayrıldık...

En azından “Denizli’nin gözünde İrlandalı olmadık” Hıncal Abi...

http://www.haberine.com/ sitesinden 25.05.2012 tarihinde yazdırılmıştır.